ÜÇÜNCÜ KISIM
I.
Maćko, Zgorzelice'den bir haber gelip gelmeyeceğini yahut opat'ın yumuşayıp yumuşamayacağını sabırla birkaç gün bekledi. Derken bu belirsizlik ve bekleyişten bıktı, sonunda kendisi Zych'ın yanına gitmeye karar verdi. Olan her şey kendi suçu olmadan olmuştu ama yine de Zych'ın kendisine karşı da bir kırgınlık besleyip beslemediğini öğrenmek istiyordu. Zira opat'a gelince, onun kırgınlığının artık hem Zbyszko'nun hem de kendisinin üzerinde olacağından emindi.
Yine de bu kırgınlığı yumuşatmak için elinden gelen her şeyi yapmak istiyordu. Bu yüzden yolda giderken, kırgınlığı azaltmak ve eski komşuluk dostluğunu korumak için Zgorzelice'de kime ne diyeceğini düşünüp tasarladı. Ancak düşünceleri bir türlü derlenip toparlanamıyordu. Neyse ki evde yalnızca Jagienka'yı buldu; kız onu eskisi gibi, elini öperek karşıladı, kısacası dostçaydı ama biraz da hüzünlüydü.
— Baban evde mi? diye sordu Maćko.
— Evde, yalnız opat'la ava çıktılar. Az kaldı dönerler.
Bunu söyledikten sonra onu odaya aldı. Odaya oturup bir süre ikisi de sustular. Derken kız ilk konuşan oldu:
— Bogdaniec'te yalnızlık çekiyorsunuz, değil mi?
— Çekiyorum, diye yanıtladı Maćko. Zbyszko'nun gittiğini biliyor musun?
Jagienka sessizce iç geçirdi:
— Biliyorum. O gün öğrendim ve... bir uğrar diye düşünmüştüm, hiç değilse bir güzel söz söyler diye... ama uğramadı.
— Nasıl uğrasın! dedi Maćko. Opat onu iki parça ederdi, baban da onu görmek istemezdi.
Kız başını salladı ve yanıtladı:
— Ay! Kimsenin ona zarar vermesine izin vermezdim ben.
Bunun üzerine Maćko'nun yüreği pek sağlamdı ama yine de duygulandı; kızı kendine çekti ve dedi ki:
— Tanrı seni korusun kızım! Sana üzüntü, bana da üzüntü. Zira sana şunu söyleyeyim ki, ne opat ne de öz baban seni benden daha çok sevmez. Keşke beni iyileştirdiğin o yaradan geberip gitseydim de o bir başkasını değil, seni alsaydı.
O anda Jagienka öyle bir keder ve özlem anı yaşıyordu ki insanın içinde hiçbir şeyi gizleyemediği bir andı bu. Dedi ki:
— Ben onu bir daha hiç görmeyeceğim, görsem de Jurand'ın kızıyla göreceğim... oysa bundansa gözlerimi önceden ağlamayı yeğlerdim.
Önlüğünün uçlarını kaldırıp yaşlarla dolan gözlerini onunla kapadı.
Maćko da:
— Bırak şunu! Gitti, gitti ama Tanrı'nın izniyle Jurand'ın kızıyla dönmeyecek.
— Nasıl dönmeyecekmiş? dedi önlüğün altından Jagienka.
— Çünkü Jurand kızını ona vermek istemiyor.
Bunun üzerine Jagienka birden yüzünü açtı, Maćko'ya dönüp canlı canlı sordu:
— Bana söylemişti! Ama bu doğru mu?
— Göklerdeki Tanrı hakkı için doğru.
— Peki neden?
— Kim bilir onu. Bir ślubowanie falan, ama ślubowanie'ye çare yok! Zbyszko onun hoşuna gitmişti, üstelik ona intikamında yardım edeceğine söz vermişti ama o bile işe yaramadı. Prenses Anna'nın aracılığı da boşa çıktı. Ne yalvarmalar, ne iknalar, ne emirler dinledi Jurand. Yapamam, dedi. Belli ki öyle bir nedeni var ki yapamıyor; o da sözünden dönmeyen sert bir adamdır. Sen kızım, ümidini kaybetme ve kendine gel. Doğrusu oğlanın gitmesi gerekiyordu, çünkü o pawie grzebienie'yi kilisede yeminle adamıştı... Kız da onu nałęczka'yla örtüp koca olarak almak istediğini belirtti, yoksa kafası kesilecekti; bunun için ona borçlu, söyleyecek söz yok. Olmayacak, Tanrı izin verirse o onun olmayacak ama o, hukuken onundur. Zych ona kızgın, opat mutlaka beddua ediyor, bana da öfke geliyor ama yine de düşününce ne yapacaktı? Madem ötekine borçlu, gitmesi gerekiyordu. Ne de olsa bir asilzade. Ama sana şunu söyleyeyim ki, eğer Krzyżaklar onu oralarda iyice hırpalamazlarsa, nasıl gittiyse öyle dönecek — ve yalnız bana ihtiyara değil, yalnız Bogdaniec'e değil, sana da dönecek, çünkü seni çok görmek istiyordu.
— Nereden görmüşmüş beni canım! dedi Jagienka.
Ama aynı anda Maćko'ya yaklaştı ve sordu:
— Nereden biliyorsunuz? Ha? Herhalde doğru değil.
— Nereden mi biliyorum? diye yanıtladı Maćko. Çünkü gidişinin ona ne kadar zor geldiğini gördüm. Şöyle oldu: Gitmesi kararlaştırıldıktan sonra ona sordum: Jagienka'ya üzülmüyor musun? O da dedi ki: "Tanrı ona sağlık ve her şeyin en iyisini versin." Ve öyle bir iç çekmeye başladı ki, sanki karnında demirci körüğü varmış.
— Herhalde doğru değil! diye daha sessizce tekrarladı Jagienka. Ama yine de anlatın...
— Tanrı şahidim olsun, doğru! Öteki kız, senden sonra ona artık öyle lezzetli gelmeyecek, çünkü sen de bilirsin ki daha diri ve daha güzel bir kız bütün dünyada bulunmaz. Sana karşı Tanrı'nın iradesini hissetmişti, korkma, belki senden bile fazla.
— Tanrı aşkına! diye haykırdı Jagienka.
Ve aceleyle ne söylediğini fark edince, elma gibi kırmızı yüzünü yine koluyla kapadı. Maćko gülümsedi, elini bıyıklarında gezdirdi ve dedi:
— Hey, keşke ben genç olsaydım! Ama sen kendine gel, çünkü görüyorum ki nasıl olacağını: Gidecek, Mazovya sarayında mahmuz kazanacak, çünkü orada sınır yakın ve Krzyżak bulmak zor değil... Biliyorum ki Mazury arasında da yiğit şövalyeler var ve demir onun teninden sekmeyecek ama öyle sanıyorum ki pek azı ona karşı koyabilir, çünkü o it dövüşte müthiş ustadır. Bak, Cztan z Rogowa ve Wilk z Brzozowej'yi nasıl bir anda hırpaladı, oysa sözünü ettikleri gibi bunlar seçme herifler ve ayılar kadar güçlüler. O, tüylerini getirecek ama Jurand'ın kızını getirmeyecek, çünkü ben de Jurand'la konuştum ve durumu biliyorum. Peki sonra ne olacak? Sonra buraya dönecek, başka nereye dönecek ki?
— Ne zaman dönecek oraya?
— Ha! Bekleyemezsen, sana bir zararı olmaz. Ama bu arada opat'a ve Zych'a söylediklerimi tekrarla. Bari Zbyszko'ya olan öfkelerinde biraz gevşesinler.
— Nasıl söyleyeyim ki? Babam öfkeli olmaktan çok kaygılı ama opat'ın yanında Zbyszko'dan söz etmek tehlikeli. Bana da, babama da, Zbyszko'ya gönderdiğim o uşak yüzünden çıkıştı.
— Hangi uşak?
— Bilirsiniz... Burada bir Czech vardı, babam onu Bolesławiec'te esir almıştı, iyi ve sadık bir uşaktı. Adı Czech Hlawa'ydı. Babam onu hizmetim için bana vermişti, kendisi de oranın bir toprak beyi olduğunu söylerdi. Ben de ona güzel bir zırh verdim ve Zbyszko'ya gönderdim ki ona hizmet etsin, başına bir şey gelirse korusun, Allah korusun bir şey olursa haber versin... Yol için de bir kese para verdim. O da can kurtuluşuna yemin etti ki ölene kadar Zbyszko'ya sadakatle hizmet edecek.
— Ah kızım! Tanrı senden razı olsun! Zych karşı çıkmadı mı?
— Ne karşı çıkmak! Önce hiç izin vermediler, ancak ayaklarına kapanıp yalvarınca dediğim oldu. Babamla hiçbir sorun yok ama opat bunu kendi soytarılarından duyunca öyle öfkelendi ki babam ahırlara kaçtı. Ancak akşam opat gözyaşlarıma acıdı, hatta bana tespih bile hediye etti... Ama ben, Zbyszko'nun daha büyük bir maiyeti olsun diye acı çekmeye razıydım.
— Tanrı şahit olsun, onu mu yoksa seni mi daha çok sevdiğimi bilmiyorum ama o zaten iyi bir maiyet aldı — istememesine rağmen para da verdim... Ne de olsa Mazury deniz aşırı değil...
Konuşmalarını evin önündeki köpek havlamaları, bağırışlar ve bakır boru sesleri kesti. Bunu duyan Jagienka:
— Babamla opat avdan döndü. Haydi, sundurmaya çıkalım, çünkü opat'ın sizi odada ansızın değil de uzaktan görmesi daha iyi olur.
Bunu söyleyip Maćko'yu sundurmaya çıkardı. Oradan avluda, karda bir sürü insan, at, köpek ve aynı zamanda kargılarla yaralanmış ya da tatar yayıyla vurulmuş geyiklerle kurtlar gördüler. Opat, Maćko'yu görünce daha attan inmeden keskin bir bakış fırlattı ona. Ama Maćko, hiçbir şey fark etmemiş gibi uzaktan şapka çıkarıp selam verdi. Jagienka ise bunu gerçekten fark etmedi, çünkü en çok, alayda iki talibinin bulunması onu şaşırtmıştı.
— Cztan z Rogowa ve Wilk z Brzozowej buradalar! diye bağırdı. Ormanda babama rastlamış olmalılar.
Maćko ise onları görünce eski yarasında bir sızı hissetti. Aklından hızla bir düşünce geçti: Bunlardan biri Jagienka'yı alabilir, onunla birlikte Moczydoły'yi, opat'ın topraklarını, ormanlarını ve parasını da... Yüreğini acıyla birlikte öfke kapladı, özellikle bir an sonra yeni bir şey gördü. Wilk z Brzozowej, opat'ın üzengisine atlayıp atından inmesine yardım etti. O da inerken dostça genç asilzadenin omzuna yaslandı.
— Opat, yaşlı Wilk'le bu şekilde barışacak, diye düşündü Maćko, kızın ardından ormanları ve toprakları verecek.
Ancak bu tatsız düşüncelerini Jagienka'nın sesi böldü; kız tam o anda dedi ki:
— Zbyszko'nun dövmesinden sonra iyileşti ama her gün buraya gelseler de — görecekleri gün onların değil!
Maćko baktı — kızın yüzü hem öfkeden hem de soğuktan kızarmıştı, mavi gözleri öfkeyle parlıyordu. Oysa Wilk z Brzozowej ve Cztan z Rogowa'nın handa tam da onun için Zbyszko'ya çattıklarını ve onun yüzünden dayak yediklerini çok iyi biliyordu.
Bunun üzerine Maćko dedi ki:
— Ha! Opat ne derse onu yaparsın.
Kız da hemen yanıtladı:
— Opat, ben ne istersem onu yapar.
"Tanrı aşkına! diye düşündü Maćko. Bu aptal Zbyszko böyle bir kızı bırakıp gitti!"